Can B.

Mesaj Gönder

Kazandığı Rozetler

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilge
Bilge
Kaşif
Kaşif

Yorumları

63Yorum
Vaim
MONOKL YAYINLARI
Jon Fosse
Ürünü İncele
Jon Fosse'nin eserleriyle her buluşmam, kelimelerin ötesinde bir sessizliğe adım atmak gibi. Vaim de beni o melankolik ve puslu atmosferin içine çekti. Fosse burada derin bir varoluşsal boşluğu, hafızanın, zamanın ve gerçekliğin birbirine karıştığı o tekinsiz alanda, kendine özgü sadeliğiyle anlatıyor. Sıradan bir iğne iplik arayışının bir hayatı nasıl usulca değiştirebildiğine tanık oluyoruz. Roman, ölümün, hayaletlerin ve tesadüflerin aynı anda var olabildiği o muğlak alanda ilerliyor. Fosse’nin asıl ustalığı da burada; bu tuhaflığı olduğu yerde bırakıyor. Okurken olayların nereye varacağından çok zihnin arka planındaki o tekinsiz müziğe kulak vermek gerekiyor; geriye dalgaların sesi ve şu sarsıcı kabulleniş kalıyor: Her şey tuhaftı.
Kimse Bilmez
TERSİNE KİTAP
Bora Chung
Ürünü İncele
Lanetli Tavşan’ı severek okumuştum ama Kimse Bilmez, benim için kesinlikle bir adım öteye geçti. Birbirinden tuhaf, fantastik ve ürkütücü on öyküden oluşan kitap; tekinsiz ama bir o kadar da davetkâr atmosferiyle sizi hemen içine çekiyor. ​Bora Chung’un kalemi o kadar güçlü ki ne kadar olağanüstü olaylar yaşanırsa yaşansın karakterlerin hissettirdiği gerçeklikten kopmuyorsunuz. Yazarın notlarında belirttiği hiper-gerçekçi biri olduğu vurgusu, kurgunun uyandırdığı sahici duygularla tam örtüşüyor. “Ağaç”, “Su”, “Çatlak”, “Dağ”, “Mutlak Mutluluk” “Nessun Saprà” favorilerim. Yalnızca “Yağmurlu Gün” öyküsünü tam kavrayamadığım için sevemedim. ​Gerçeküstü, karanlık ama bir o kadar da insana dair, sınırları zorlayan hikâyeleri seviyorsanız Kimse Bilmez’e mutlaka bir şans vermelisiniz.
Kim Var Orada?
İTHAKİ YAYINLARI
John W. Campbell
Ürünü İncele
Kim Var Orada? Antarktika’da keşfedilen gizemli bir yaratığın yaşattığı dehşeti anlatıyor. Fakat bu, bildiğimiz yaratık öykülerinden farklı. Korkunun kaynağı yaratığın ne kadar güçlü olduğu değil, kim olduğunu anlayamamamız. ​Yaratık insanları kusursuz biçimde taklit edebiliyor. Bu da ekip içindeki güveni sarsarak, giderek büyüyen bir paranoyaya yol açıyor. Normal bir davranışın arkasında bile başka bir ihtimal aramaya başlıyorsunuz. Öykünün etkili olmasının bir sebebi de ​bu şüphenin hayatta kalma içgüdüsünü ve güven duygusunu aynı anda hedef alması. Kapalı ortamda, dışarıdaki ölümcül soğukla birlikte insanların birbirinden kuşkulanması güçlü bir sıkışmışlık yaratıyor. Teknik açıklamalar tempoyu yavaşlatsa da temel fikri zedelemiyor: Yanınızdaki kişinin gerçekten kim olduğundan emin olamamak. ​Carpenter’ın The Thing filmine de kaynaklık eden bu metin, sade bir fikrin doğru bir atmosferle birleştiğinde ne kadar etkili olabileceğini gösteren, şans verilmesi gereken bir klasik.
Atları Da Vururlar
TERSİNE KİTAP
Horace Mccoy
Ürünü İncele
Atları da Vururlar, 1930’ların Amerika’sında bir dans maratonunu merkeze alıyor. Fakat bu pistte amaç eğlenmek değil, sonuna kadar dayanabilmek. Hollywood’da yönetmenlik hayali kuran Robert ile hayattan umudunu kesmiş Gloria, para ödülü için haftalarca ayakta kalmak zorunda. Durursan elendiğin, devam edersen tükendiğin bu yarışma; Amerikan Rüyası’nın çöktüğü dev bir sahneye dönüşüyor. ​Robert’ın kırılgan umutlarıyla Gloria’nın karanlık gerçekçiliği arasındaki zıtlık, romanın en güçlü tarafı. McCoy, insanların fiziksel ve ruhsal çöküşünün bir eğlenceye dönüştüğü bu düzende okuru seyircilerin tam ortasına bırakıyor. Pistin yalnızca bir yarışma alanı olmadığını anladığınızda, sistemin acımasızlığıyla yüzleşiyorsunuz. Romanın adındaki ahlaki ikilem ise finalde tüm ağırlığıyla beliriyor: Bir canlının acısını dindirmek hangi noktada merhamet, hangi noktada cinayet olur? McCoy net bir yanıt vermiyor; bizi o rahatsız edici sınırda vicdanımızla baş başa bırakıyor.
Sığırlar ve İnsanlar
TERSİNE KİTAP
Ana Paula Maia
Ürünü İncele
Sığırlar ve İnsanlar, ilk bakışta bir mezbahanın gündelik işleyişini anlatıyor gibi görünse de asıl olarak insanın şiddete ve ölüme alışma biçimini sorguluyor. İşçilerin her gün aynı şiddet döngüsünün içinde çalışması, bir süre sonra okurun gözünde de sıradanlaşıyor. Maia tam bu noktada, şiddete alışmanın nasıl bir şey olduğunu okura hissettiriyor. Ana karakter Edgar Wilson ise ahlaki açıdan gri bir karakter. Hayvanların acı çekmemesi için çabalarken onları öldürmeye devam etmesi, merhamet ile şiddetin aynı düzende nasıl yan yana durabildiğini gösteriyor. Böylece mezbaha, vicdanın yeniden biçimlendirildiği bir toplum modeline dönüşüyor. Sığırların açıklanamayan ölümleri düzeni sarsarken belirsizlik büyüyor. Roman, okura ne düşünmesi gerektiğini söylemiyor; yalnızca mezbahayı, hayvanları, kanı ve insanları aynı çerçevenin içine yerleştiriyor. Sonunda geriye tek bir soru kalıyor: Şiddetin kendisinden mi korkmalıyız, yoksa ona alıştığımızda neye dönüşeceğimizden mi?