Onaylı Yorumcu

biozafer

Mesaj Gönder

Kazandığı Rozetler

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilge
Bilge
Kaşif
Kaşif
Üstat
Üstat
Hezarfen
Hezarfen

Hakkında

1980 yılında Elazığ’da doğdu. İlk orta öğrenimimi aynı ilde tamamladı. Laboratuar, Biyoloji ve Tarih eğitimi aldı. Biyoloji bölümünü derece ile bitirdi. Tarih bölümünü bölüm ve fakülte birinci olarak tamamladı. 2019 yılında "Bazı Çin Seyahatnameleri Üzerine Bir Değerlendirme (MÖ 139- MS 984)" isimli tezi ile Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'de Yüksek Lisans öğrenimini tamamlayarak mezun oldu.2015 yılında arkadaşlarıyla beraber Elazığ'da Telmih Kültür Sanat Tarih ve Edebiyat dergisinin kuruluşunda görev aldı. www.kitapsuuru.com sitesinin genel yayın yönetmenliği, Telmih dergisinin editörlüğü görevini yürütmektedir. Yayımlanmış Seyahat Diyen Kitaplar isimli bir kitabı bulunmaktadır. Ayrıca çeşitli yayın organlarında yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır.

Yorumları

291Yorum
Kafkasya Gerçeği
SELENGE YAYINLARI
Dr. Ufuk Tavkul
Ürünü İncele
Komşumuz Kafkasya
Dünyanın meşhur kavşak noktaları vardır. Tarihin nirengi noktaları diyebileceğimiz bu alanlar herhangi bir siyasi haritada ilk bakışta göze çarpar. Tarih boyunca büyük savaşların yapıldığı, bitmek bilmez mücadelelerin yaşandığı, etnik birçok unsurun birbirlerine karıştığı, ticari yolların çakıştığı bu noktalar deyim yerindeyse birer tarih laboratuvarını andırır. Üstelik bu meşhur noktalarla ülkemizin ilintili olduğu gerçeği de malumdur. Misal Ortadoğu (Batılıların deyimiyle) ve Balkanlar bu cümleden değerlendirilebilir. Bu iki namlı tarihi bölge ile ülkemizin kuzeydoğusunda bir saha vardır ki ne Balkanlardan ne de Ortadoğu’dan geri kalır. Kafkasya namıyla anılan bu bölge emsalleri olan kavşak noktalarına nazaran ilim dünyasında istenilen araştırma oranına sahip değildir. Fakat böyle bir bilimsel tablonun olması, Kafkasya’nın siyasi, sosyal, kültürel ve iktisadi açıdan geri planda olduğu manasına gelmez. Sadece dünya gündeminin ekseni bazen farklı coğrafyalara odaklanır. Böylelikle diğer kavşak noktaları biraz geri planda kalır. Kafkasya’nın araştırma konusu olmadığı eksiklik olarak düşünülürse bu eksikliği ortadan kaldırmak için çaba gösteren Akademisyen Ufuk Tavkul’un “Kafkasya Gerçeği” isimli araştırmasını dikkate almak gerekir. Belirli coğrafyalar üzerine yoğunlaşan akademik araştırmaların bazıları olayın köklerine ulaşma açısından yetersiz bir görüntü çizerler. Sadece tarih içerisindeki siyasi tablonun nasıl tecelli ettiğini gösteren bu sunumların olayların bütününü kavratma açısından yeterli olduğu savunulamaz. Daha bütüncül bir perspektiften bakmak için tarihin en temel unsuru insan öğesine yoğunlaşmak gerekir. Aslında Tavkul’un çabası bu aşamada ortaya çıkar. Bir coğrafyayı kendi kimliğine göre şekillendiren insani unsurların siyasi, sosyal ve en önemlisi kültürel açıdan röntgenin çekilmesi tarihin daha iyi anlaşılmasını sağlar. Tavkul da tarihin öznesi konumundaki insanın tekrar altını çizerek ilk aşamada Kafkasya’daki etnik unsurları tek tek mercek altına alır. Tabii dokuz bölümden oluşan eserin en güçlü yönü etnoslar üzerine yoğunlaşsa da ilk üç bölüm Kafkasya hakkında genel bilgilendirmelere ayrılır. Kavramsal ve teorik çerçevenin layıkıyla çizildiği bu ilk üç bölüm sayesinde coğrafyayı şenlendiren insan unsuruna geçmeden önce habitatın ana bileşenleri aşikar kılınır. Kafkasya ile Türkiye’nin bağlantıları düşünüldüğünde hemen ülkemizin kıyısındaki bu coğrafyanın önemi daha iyi idrak edilir. Üstelik bölgedeki istikrarsızlığın ülkemize yansıyacağı gerçeği düşünülürse bölge üzerinde araştırmalar yapılması gerçeği ortaya çıkar ki eserin asıl misyonu buradan neşet eder. İlk üç bölüm sayesinde hangi etnik unsurun coğrafyanın hangi birimine yerleştiği bilgisi akılda oluştuğu gibi tarihi yelpaze içerisinde bu şekillenmenin nasıl vücuda geldiği de ortaya çıkar. Kafkasya’yı mesken edinen kavimlerin tarihsel duruşlarının deşifre edildiği bu bölüm sayesinde zincirin halkaları biçiminde birbirini izleyen etnik unsurların bağlantı noktaları görünür olur. Burada Rus işgali öncesi ve sonrası diye bir ayrım göze çarpar. Rus işgalinin bölge için bir kırılma noktası olduğu bilinir. Bununla beraber emperyalist bir unsurun hedef coğrafyadaki emelleri ayyuka çıkar ki Kafkasya’nın nasıl bir cenderenin içinden geçtiği daha iyi anlaşılır. Kafkasya’nın etnik kompozisyonunun ne derece önemli olduğu tarihi malumatlardan belirgin hale gelince, Tavkul, eserinin dördüncü bölümünden itibaren etnik ve sosyo-kültürel çözümlemelerine başlar. Eserde geçen Abhazlar, Adigeler, Karaçay-Malkarlılar, Osetler, Çeçen-İnguşlar, Lezgiler, Dargılar, Laklar, Avarlar, Kumuklar gibi etnik unsurlar tek tek mercek altına alınır. Bu genel anlatımdan sonra bu halkların birbiriyle olan etnik ilişkileri anlatılır. Sosyal etkileşimler demografik haritanın zamanla nasıl değiştiğini gösterdiği gibi birbirinden uzakmış gibi dayatılan halkların ortak kimlik özellikleri fark edilir. Aslında Rusya’nın hedefine binaen etnik açıdan istikrarsızlaştırılmak istenen bir coğrafyanın kimlikleri üzerinde oynanan oyun bir yerde deşifre edilir. Etnik ilişkiler belirgin kılındıktan sonra Kafkasya’daki topluluklar sosyal açıdan analiz edilir. Sosyal yapının en net görüntüsü toplumsal tabakalaşmanın ne şekilde cereyan ettiğinin anlatılmasıyla ortaya çıkar. Tavkul, Kafkasya’da mevcut sosyal toplulukların tabakalaşmasını anlatarak sınıfsız toplum düzeninin aksine tekamül eden sosyal kompartımanları inceler. Hatta bazen fazla ayrıntıya matuf bu bölümde (Bölüm 6 Sosyal Yapı) sosyal tabakalaşmanın haritaları sunulur. Büyük ailelere varıncaya değin ismen verilen soy bilgileri dikkat çekicidir. İşin açıkçası bu şekilde bir detay olacağı ilk aşamada tahmin edilemez. Yazarın kitabını kaleme almadan evvel Kafkasya’ya dair uzun soluklu çalışmalarının olduğunu akla getiren bu yönelim eserin üzerindeki emeği gösterir. Sosyal yapı detaylı bir biçimde anlatıldıktan sonra 7, 8 ve 9. bölümler sırasıyla hukuk, aile ve dini inançlar kısımlarına ayrılır. Bu bölümlerde bazen bir etnik topluluk tek başına ya da ilgili başlık altında genel olarak masaya yatırılır. Bu kısımlarda etnik unsurların birbirlerinden ne derece etkilendikleri gerçeği ortaya çıkar ki bölgenin istikrarı için Kafkasyalılık vurgusu aşikar olur. Benzer sosyal yapılanım ve anlayış geliştiren bu toplulukları birbirine bağlayan özelliklerin çokluğu dikkatten kaçmaz. Zaten uzun yıllar bir arada yaşama tecrübesi benzer bir toplum yapısını oluşturur. Bu açıdan eserin Kafkas halklarını ortak paydalarda birleştirerek ezber bozan bir çıkış yaptığını söylemek mümkündür. İzah edilen etnik yapılanımla beraber linguistik özellikler üzerine yapılan tespitler de Kafkasya halkları arasındaki ilişkileri göstermesi açısından önemlidir. Eserin mühim iddialarından birisi de halkların millet başlığı altında sınıflandırmasının dil özelliklerine göre yapılması yönündedir. Zaten en nihayetinde dil özelliklerinin çok şey anlattığı, bilim dünyasında kabul edilmiş bir gerçektir. Kafkas dillerinde görülen bazı kelimelerin benzer orijinleri içermesi, bir dilin etkisini gösterirken, ana dil grupları ile o kelimelerin iltisakı sayesinde ilgili Kafkas kavminin dil üzerinden hangi milletin mensubu olduğu da anlaşılır. Eserde Rus araştırmacıların çalışmalarından bolca istifade edildiği dikkat çeker. Rusya’nın emperyalist hedeflerinin Kafkasya ve ötesine uzandığı gerçeğinden hareket edilirse bu normaldir. Ama daha önemlisi yazarın Ruslardan geri kalmayan bir eser vücuda getirmesidir. Bölgedeki Türk kökenli unsurlar hesap edildiğinde, Kafkasya’daki tarihi Türk hakimiyeti düşünüldüğünde, bu tarz eserleri vücuda getirmek Ruslardan çok Türklere düşmektedir. Eserin bu minvalden Türk akademisinin potansiyelini yansıtması bakımından ufuk açıcı olduğu söylenebilir. İllaki bu eserden sonra Kafkasya üzerine ülkemizde çalışmalar yapılacaktır. Bahsedilen eserin rehber olarak kıymeti o zaman anlaşılacaktır. Ayrıca eserde yer yer resimler ve haritalar kullanılır. Yoğun coğrafi anlatımın harita üzerinden gösterimi bazen zaruret olduğundan haritaların kullanımı yerindedir. Üstelik kitabın kapağına yansıyan harita eserde anlatılanlar açısından sık sık zihinde oluşmaktadır. Resimler Kafkas kültürünün birer yansıması şeklinde kendisini göstermesine karşın renkli olmaması bazı ayrıntıların seçilmesini engellemektedir. Bu tarz resimlerin renkli ve kuşe kağıda basılması ve ayrı bir kısımda verilmesi daha uygun olabilirdi. Son olarak eserde Kafkaslardaki bütün boyların tamgalarının verilmesi eserin özgünlüğünü, kalitesini ve kalibresini arttıran bir durumdur. Sonuçta; Balkanlar, Ortadoğu ve Kafkaslar üçgeni arasında yer alan ülkemizin jeostratejik konumuna binaen araştırmalar yapmak, sınır ötesini tahkim etmek için ön koşuldur. Düşünüldüğünde son iki yüzyılda önemli hadiselerin bütünü adeta Bermuda şeytan üçgenini andıran bu üçgenin köşelerinde oluşur. Bu köşelerden Kafkasya’nın elbette ülkemiz için ehemmiyeti yüksektir. Coğrafyayı tüm bileşenleri ile bilmek, ilgili bölgeye göre politika üretmek için ön şarttır. Araştırmacılarımızın ve akademisyenlerimizin burnumuzun dibindeki coğrafyalara yönelik çalışmaları bu nedenle önemlidir. Zira ülkemize yansıması muhtemel sorunların önüne geçmek için 21. yüzyılın en değerli metası bilgiye sahip olmak çoğu zaman her şeydir.
Kopuş(lar)
İNKA KİTAP
Claire Marin
Ürünü İncele
Yaşam tecrübesi insanı farklı yerlere götürse de bazı kavramlara yüklenen meşum anlam etkisini her daim gösterir. Kopuş da ruhtan bir parçanın ayrılması gibi kolay ifade edilecek bir şey değildir. Gerek kötü anlamından dolayı olsun gerekse de beynin unutma kabiliyetinin tecrübe alanı olmasından mütevellit kopuş zihnin ve geçmişin derin tabakları altına gömülür. Marin bir arkeolog hassasiyetiyle insanın görmezden geldiği bu kavramı yüzeye çıkarır. Sonradan ne mi olur? Herkes geçmişiyle karşılaşır. Zira kopuşu deneyimlemeyen insan yoktur. Felsefi bir kavramdan ziyade bilinen bir kavramın felsefe yordamıyla tanımlanmaya çalışılmasının okuru cezbetmeyeceği düşünülebilir. Ama Marin hayatın kalbinden insanın kalbine dönerek doğal bir çözümleme çabası gösterir. Romanlardan ve hatıralardan imbikledikleriyle insanın kopuş tecrübesinin sınırlarını çizmeye çalışan yazarın analitik kabiliyetini kabul etmek gerekir. Okuduktan sonra kopuşun daha manidar geldiğini söylemek olasıdır.
Kısa Bir Cehennem Ziyareti
İTHAKİ YAYINLARI
Steven L. Peck
Ürünü İncele
Klasik cehennem tasavvurları dini metinlerden çıkıp kişisel yargıların sosuna bulandıktan sonra farklı terkiplerin ortaya çıktığı bilinir. Cehennemin, cennetin ya da ahiret hayatının muammasının çözmek için kaleme sarılanların tek düşüncesi bu acıyı veya zevki kendi anlayış kalıplarına dökmektir. Bunun ilk aşamada başkasının ilgisini çekmeyeceği düşünülebilir. Ama hayatının ötesinin milyonlarca varyasyondan oluştuğunu düşünmek, kendi içinde çığır açıcı bir düşünce olup, ebedi ve ezeli bir güç için bu pek zor değildir. Herkesin kişisel cennet ve cehenneminin olduğu bu kurgusal dünya ilgi çekicidir. Gerek Dante’nin 9 katlı cehennemi gerekse de bir bibliyofilin büyük bir kütüphane şeklindeki cenneti olsun bilinmezin kalın perdesini aralama teşebbüsü okuyanı memnun eder. Borges’in bir öyküsünden ilham alarak cehennemini inşa eden Peck bu güzel novellasıyla yüksek hayal gücünün kıvrımlarına okurlarını davet ederken bilim ve felsefe cephesinden metafizik varoluşa yorumlar getirmeye çalışır.
Odysseus / Zeytin Ağacına Fısıltılar
ELİPS KİTAP
Azem Sevindik
Ürünü İncele
Klasik mitolojik kalıpların içinde dökülen hikayelerden önemli eserlerin çıktığı, yapılan bu uyarlamaların satış rekorları kırdığı bilinir. Çünkü mitolojinin modası hiçbir zaman geçmez. İki bin küsur yıllık metinlerin nasıl akıllardan silinmeden kaldığının en bariz cevabını bu ilgide aramak gerekir. Kahramanı ve onun efsanevi yürüyüşünü anlatan bu uyarlama eserler Batı’dan bize intikal ettiğinde hep akla bir soru gelir: “Bizde neden bu tarz eserler yok?” Bu sorunun cevabının Azem Sevindik Odysseus isimli eseriyle layıkıyla verir. Böylelikle Batı’daki emsallerini çevirisinden okuyanların eline eşine az rastlanır bir fırsat geçer. Kelimelerin içine sırlanmış edebi tınısı yüksek şiirsel anlatımın okuyanı içine çekeceğine şüphe yok. Üstelik hikayenin çok biliniyor olmasının bir önemi olmadığını fark etmek için birçok sebep vardır. Efsanenin şanına yaraşır bu güçlü anlatımın Batıda yazılan emsalleri gibi ilgi görmesi temenni boyutunda kalmamalıdır.
Kırmızı Buğday
CAN YAYINLARI
Ahmet Büke
Ürünü İncele
Anadolu tarihin beşiğidir derler ya aslında hikayelerin, sonu gelmez efsanelerin, mertliğin mücadelenin de beşiğidir. Toprağa sımsıkı tutunan insanların öyküsü sadece üç beş satırla geçilecek bir anlatı değildir. Bu nedenle masal olup dillere pelesenk olacak kadar kıymetli söylencelerin diriltilmesi gerekir. Ahmet Büke bizi Kurtuluş Savaşı yıllarına götürürken Anadolu’nun sesine ses verecek bir hikayeyi de epik bir retorikle ortaya koyar. Canlı karakterler onlarca yıl ötesinden gelen hikayeyle öylesine iyi sarmalanır ki okur yer yer Adalar Denizi’nden Anadolu ovalarına esen yelleri hisseder. İnsanın onuruna zül gelen olaylara dair uyanan intikam hissi karakterle birlikte okurun da içine dert olur. Duyguların cenderesinde sıkışan ve daralan yürekler mücadelede doğup savaşla cevvalleşirken Anadolu insanının yıkılmazlığına ve yenilmezliğine vurgu yaparlar. Sonuçta her beden bir destan her beden bir Anadolu olur. Büke’ye su gibi akan bu güzel eser için şükran duymamak imkansızdır.