Vuslat Kahraman

Mesaj Gönder

Kazandığı Rozetler

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilge
Bilge
Kaşif
Kaşif
Üstat
Üstat

Yorumları

110Yorum
Bahçıvan ve Ölüm
METİS YAYINLARI
Georgi Gospodinov
Ürünü İncele
“Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.” Bu cümleyle başlayan bir kitabın içine girince artık çıkmak istemiyorsun. Georgi Gospodinov, babasının ölümünü anlatırken hiçbir yere kaçmıyor; ne abartılı gözyaşına ne de ucuz duygusallığa. Sadece o ağır, yavaş, gerçek kaybı anlatıyor. Bahçeyi, toprağı, sessizliği, bir oğlun babasını kaybederken yaşadığı çaresizliği… Her şey o kadar sade ve o kadar derin ki, sayfalar arasında kendi kayıplarını buluyorsun. Kitap bitince uzun süre bir şey konuşmak istemiyorsun. Çünkü bazı acılar anlatılmaz, sadece hissedilir. Ve Gospodinov tam da bunu başarmış. Harika bir kitap. Gerçekten.
Babası Kılıklı
TİMAŞ ÇOCUK YAYINLARI
Mert Arık
Ürünü İncele
Mert Arık yine güldürüyor ve “sıradan bir gün bile kalemle değişir” mesajını veriyor. Akıcı, eğlenceli, çocuklara birebir. Tavsiye ederim.
Maymunkeş & Bir Osmanlı Fantezisi
TELOS YAYINLARI
Mustafa Akıllı
Ürünü İncele
Bir maymun hikâyesi gibi başlayıp; güç, korku, sorgulamadan inanma ve kalabalığın peşinden gitmek üzerine düşündüren bir romana dönüşüyor. Tarih, mizah ve fantastik anlatımın sıra dışı buluşması… Kısa ama bıraktığı soru uzun: Asıl mesele maymunlar mıydı, yoksa insanın sorgulamadan inanma hâli mi?
Pulbiber Mahallesi
METİS YAYINLARI
Didem Madak
Ürünü İncele
Didem Madak’ın son kitabı… Okurken hem içim acıdı hem de yer yer gülümsedim. Pulbiber Mahallesi, gerçek bir mahalle değil belki ama öyle canlı, öyle tanıdık ki. Yoksulluk, yalnızlık, anne özlemi, kadınlık hali hepsi bir arada, sade ama çok güçlü bir dille anlatılmış. Özellikle “Canım kızım. Cehaletimden şair oldum. Annesizlikten…” satırları uzun süre aklımdan çıkmadı. Şiirden hoşlanmayanlara bile tavsiye edebileceğim nadir kitaplardan. Madak’ın sesi çok özel, keşke daha uzun yaşasaydı…
Annem Öldü mü
SİREN YAYINLARI
Vigdis Hjorth
Ürünü İncele
Vigdis Hjorth’un Annem Öldü mü romanı, okuduğum en dürüst anne-kız hesaplaşmalarından biri oldu. Klasik anlamda olay örgüsü bol bir kitap değil; tam tersine, yokluk ve sessizlik üzerine kurulu. Johanna’nın yıllardır görüşmediği annesini bir gece aramasıyla başlayan süreç, sizi adım adım zihnin labirentlerine sürüklüyor. Hjorth, “iyi anne” mitini tamamen bir kenara bırakıyor. Sevgi, reddedilme, suçluluk ve kabul görme ihtiyacını öyle keskin işliyor ki, sayfalar ilerledikçe kendi ailenizle ilgili sorular zihninizde dönmeye başlıyor. “Annem öldü mü?” sorusu fiziksel bir ölüme değil, duygusal bir kopuşa işaret ediyor ve bu soru kitabı bitirdikten sonra da peşinizi bırakmıyor.