Gözümüzün seçtiği yanılsama mı gerçek, yoksa karanlıkta sükûtla örülen içsel hakikat mi?" Bir gün Arapkir Ulu Camii'nin taşları konuşmaya başlar.Konuşan taşlar değildir aslında; asırlardır unutulan hikmettir. Heratlı Hâce Abdullah el-Ensârî'nin sesi, modern dünyanın gürültüsü içinde kaybolmuş kalplere yeniden ulaşır. O andan itibaren bu eser, sıradan bir gezi kitabı olmaktan çıkar; Arapkir'den Divriği'ye, Onar Köyü'nden Karaman’a, Selanik’ten Ünye’ye, düşten gerçeğe uzanan, her durakta insanın nefsini yeniden tanıdığı bâtınî bir Seyr-i Sefer hâline dönüşür. Kalaycı dükkânında paslı bakırın nasıl parladığını, berber koltuğunda teslimiyetin ne olduğunu, fırında pişen yufkanın neden insan kalbine benzediğini, bir çeşmenin kitabesinde saklı tevekkülü ve taşların dile getirdiği hakikati okuyacaksınız. Bu kitap, sadece tarihî anlatmıyor, insan olmanın seyrine de (Seyr-i Sûlük) pusula tutuyor. Taşın ruhunu, mekânın hafızasını ve insanın kaybettiği hakikati arıyor. Modern çağın en büyük putu hâline gelen para, gösteriş ve din ticareti karşısında; sükûtun, tevazunun, aşkın ve hakikatin sesini yeniden duyurmaya çalışıyor. Çünkü bazı yollar haritalarda görünmez. Bazı kapılardan ancak baş eğilerek geçilir. Bazı kapılar, yalnızca kalbini yüklerinden arındıranlara açılır. Boşalt kabındaki fazlalıkları ki içine nur dolabilsin… Hür Geometri, bir roman olduğu kadar bir tefekkür daveti; bir seyahat olduğu kadar insanın kendi özüne yaptığı yolculuğun hikâyesidir. Belki de bu kitabı bitirdiğinizde değiştirdiğiniz yer, dünya değil; kendi kalbiniz olacaktır.