Onaylı Yorumlar

Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Eylül 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın akışını ve yazım şeklini çok beğendim. Hikâye hiç zorlamadan, çok doğal ve akıcı bir şekilde ilerliyor. Bölümlerin bazen tam olarak bitmemesi, arada bazı boşluklar bırakılması ve sonraki bölümlerde bu eksik parçaların yavaş yavaş tamamlanması da çok hoşuma gitti. Okurken bazı şeyleri kendin keşfediyorsun.

Kitabın bedeni, insan olma hâlini ve hayattaki kontrol edemediğimiz durumları sorgulayan bir tarafı var. Aynı zamanda çok sinematik bir anlatımı olduğunu düşündüm; bazı sahneleri gerçekten bir film izliyormuşum gibi hayal ettim. István’ın hayatındaki değişimlere ve iniş çıkışlara bu kadar kolay uyum sağlaması da dikkatimi çekti. Kitabı bitirdikten sonra bile hayat, insan deneyimi ve kendi hayatımdaki bazı şeyler üzerine düşünmeye devam ettim.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Eylül 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap okumak iyi hoştur da, bazı kitaplar insanın ağzının tadını kaçırmak için birebirdir. Yanlış anlamayın, kötü olduğundan değil; fazla sahici olduğundan. Burhan Sönmez’in son romanı Kırmızı Ayna, okuyucuya tam olarak bu hissi yaşatıyor. Ömrünün son günlerindeki bir kadının hafıza labirentlerinde başlayan hikaye; Dersim’den Büyükada’ya, oradan İstanbul’un yakın geçmişine uzanan kederli bir memleket haritası çiziyor. Normalde "Bir faniye bu kadar dert yüklenir mi?" dersiniz. Fakat yazar meseleyi mitolojik bir ninni gibi anlattığı için durumun vahametini ancak kitap bitip arkaya yaslandığınızda fark ediyorsunuz. Bizim edebiyatımız kendi Odysseia uyarlamasını bulmuş sanki. İnsan bazen sadece kaybettiği kişiye değil, onunla yaşanabilecek o güzel ihtimallere de yas tutuyor. Kırmızı Ayna; kimliksizliğin, köksüzlüğün ve bitmeyen bir bekleyişin ironisini iliklerinize kadar hissettiriyor.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Eylül 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yalnızca annesini doğumunda kaybeden kadının hikayesini değil, geçmişi ve kökleri elinden alınmış bir insanın kendi kimliğini kurma çabasını anlatıyor. Annesizliği, bireysel bir kayıptan çok daha fazlasına dönüşüyor. Sömürgeciliğin hafıza, tarih ve aidiyet üzerindeki izleri birleşiyor. Kendi geçmişini öğrenemeyen, annesini hiç tanımayan karakter, hayatını anlatırken aslında kendisinden önce susturulmuş bir hayatı annesini anlatmaya çalışıyor.Bu tarafını çok beğendim. Romanın adı bu açıdan çok çarpıcı.Kendi otobiyografisini anlatırken bir yandan da annesinin anlatılamamış otobiyografisini yazıyor. Anne yokluğu karakterin bütün hayatını biçimlendiriyor.Kadınlık, yalnızlık, aidiyet ve sömürgecilik gibi meseleleri oldukça sert bir anlatımla bir araya getiriyor. Karakteri yalnızca bir mağdur olarak da bırakmıyor; kendisini korumak için başkalarına mesafe koyan, onları yaralayan çelişkili bir karakter yaratıyor. Soru şu: Geçmişi elinden alınmış bir insan, kendisini neyin üzerine kurabilir?
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Eylül 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Knut Hamsun’un Açlık romanını okurken Martin Eden’le bazı benzerlikler kurdum. Her iki eserde de bir yazarın dünyasını, içsel çatışmalarını ve hayata karşı verdiği mücadeleyi yakından görüyoruz. Ancak Açlık, benim açımdan Martin Eden kadar başarılı bir deneyim olmadı.

Karakterin yaşadığı açlık hâlinin düşüncelerine, davranışlarına ve dünyayı algılayışına nasıl yansıdığını görmek edebî açıdan oldukça etkileyiciydi; fakat karakterin iç dünyasının derinliklerine kendimi tam olarak yerleştiremedim. Bunun en büyük sebebinin olay örgüsünün oldukça dar bir alanda ilerlemesi ve romanın ağırlıklı olarak karakterin psikolojisi etrafında şekillenmesi olduğunu düşünüyorum.

Bu nedenle kitabın edebî yönünü kesinlikle başarısız bulmuyorum, aksine Hamsun’un anlatımını oldukça güçlü buldum. Sadece benim okuma zevkimin daha çok sürekli ilerleyen ve olayların birbirini takip ettiği romanlara yakın olması nedeniyle eser beni tam anlamıyla tatmin etmedi.
Yanıtla
0
1
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
27 Eylül 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Necmettin Alkan Hocadan muhteşem bir eser.Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na neden ve nasıl girdiği sorusunu ele alan, sürükleyici, düşündürücü ve muazzam bir tarih çalışması.1914’teki savaş kararını yalnızca birkaç kişinin tercihi olarak görmeyip Osmanlı’nın siyasi, askerî ve diplomatik tecrübesi içerisinde değerlendirmesi kitabın en güçlü taraflarından biri. Rusya’nın Boğazlar ve İstanbul üzerindeki emelleri, Osmanlı topraklarının paylaşılmasına yönelik planlar ve Almanya ile ittifakın arka planı bütünlüklü biçimde ele alınıyor.

Savaşın Osmanlı açısından yalnızca kayıplardan ibaret olmadığına dair değerlendirmeler de dikkat çekici. Kapitülasyonların kaldırılması, Rus Çarlığı’nın ortadan kalkması, Çanakkale’de kazanılan zaferler ve savaş tecrübesi kazanan genç subayların Millî Mücadele’deki rolü özellikle öne çıkıyor.

Kitabın en güçlü tarafı, geçmişi bugünün tartışmalarıyla değil, dönemin şartları içinde anlamaya çalışması.Tarihe ilgi duyanlar için ufuk açıcı bir eser.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Hezarfen
Hezarfen
Bilgi İçin 
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Eylül 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
​Edirne’nin sakin sokaklarından Antakya ve Kudüs’e uzanan, sırlarla örülü soluk soluğa bir yolculuktu Kırık Mühür. Hikayenin merkezinde, yetimhanede büyüyen ve sıradan bir hayat sürdüğünü zanneden Harun var. Ancak ansızın bastıran kabuslar, peşindeki karanlık bir tarikat ve zihnini kurcalayan sorularla birlikte hayatı bir anda altüst oluyor.

​​Kimin av, kimin avcı olduğunu kestirmenin zorlaştığı bu zihin oyununda, kadim kehanetlerin gölgesinde geçen olaylar beni tamamen içine çekti ve merak duygumu sürekli canlı tuttu.

​Finali ise tam anlamıyla bir kapı aralıyor. Hikâyenin bittiğini düşünürken aslında çok daha büyük bir hikâyenin başlangıcına gelmişiz hissi veriyor. Açıkçası son cümleden sonra “Devamı gelecek mi?”diye merak ettim.

​Kadim kehanetleri, sırları ve gerilim barındıran kurguları sevenler için şans verilmesi gereken sürükleyici bir roman.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum  1
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Eylül 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Daha ilk satırlardan itibaren "Ben ne okuyorum" diye kendime sorduğum kitap oldu Pedro Paramo. Don Kişot'tan sonra İspanyol edebiyatının en büyük eseri, büyülü gerçekçiliğin başlangıcı ve hatta Marquez'in Yüzyıllık Yalnızlık'ının ilham kaynağı olduğu göz önüne alınınca bu kadar az bilinir olmasına şaşırmamak elde değil. Zaman ve mekanın sabitsizliğinde, meksika iç savaşı, ahlaki çöküş, eril şiddet ve ölüm üzerine bir kurgu şaheseri.

"Her iç çekiş insanın yitirdiği bir yudum yaşamdır."

***

"Ey hayat, beni haketmiyorsun."
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Eylül 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Doğu/İslam ve Batı medeniyetlerinin, dün ile bugünün farkını, bunun sebep, sonuç ve süreçlerini tarihin rehberliğinde çarpıcı ve eleştirel bir okuma. Bugünkü düzenin nasıl kurulduğunu, geçirdiği merhaleleri, insan, devlet ve düzen fikrinin nereden nereye, nasıl evrildiğini ve bunun sadece Doğu/İslam dünyasına değil, bütün dünyaya ve insanlığa nasıl bedeller ödettiğini gayet ikna edici ve bir o kadar da anlaşılır şekilde dile getiren kitabı, tarih, siyaset ve felsefe meraklıları mutlaka altını çize çize okuyacaklar.
Kitap, daha okunurken ben bu kitabı tekrar okumalıyım dedirtiyor.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Eylül 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı okurken benim için en ilginç taraflardan biri Başkomiser Nevzat’ın henüz yolun başındaki hâliyle karşılaşmak oldu. Bugün artık oldukça tanıdık bir karakter olan Nevzat’ın ilk kez nasıl ortaya çıktığını görmek, kitaba ister istemez başka bir gözle bakmamı sağladı.
Her şey 1998’de başlıyor. Yeniyüzyıl Gazetesi, Ahmet Ümit’ten gazete için polisiye öyküler yazmasını istiyor. Bu öyküler yaklaşık bir yıl boyunca yayımlanıyor ve Başkomiser Nevzat da okurun karşısına ilk kez burada çıkıyor. Daha sonra bu hikâyeler bir araya getirilerek Agatha’nın Anahtarı adıyla kitaplaşıyor.
Başkomiser Nevzat’ı sonraki kitaplarından tanıyorsanız, Agatha’nın Anahtarı’nın sizin için başka bir tarafı daha olacaktır. Karakterin zamanla kazanacağı özelliklerin ve derinliğin ilk izlerini burada görmek mümkün. Bence kitabı özel kılan da biraz bu. Nevzat’ı tanımadan önceki hâline, yani her şeyin başladığı yere dönmek.
İstanbul aynı İstanbul, cinayetler aynı karanlık. Nevzat ise henüz yolun başında.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Editorün Seçimi Bu yorum Kitapyurdu editörleri tarafından faydalı bulunarak öne çıkarılmıştır.
Bilgi İçin 
26 Eylül 2026
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken konu, onun savaşa sadece tanklar ve silahlar üzerinden değil, hız, iletişim ve doğru zamanda karar verme açısından bakması oldu.

Kitapta Guderian kendisini disiplinli, sahadaki gerçekleri önemseyen ve gerektiğinde üstleriyle ters düşebilen bir komutan olarak anlatıyor. Hitler’in cephedeki şartları yeterince dikkate almadan verdiği emirlere yönelik eleştirileri de kitabın önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bu kısımlar, savaşta sadece askerî güç değil, doğru karar alma mekanizmasının da ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Ancak kitabın sonuçta Guderian’ın kendi hatıratı olduğunu unutmamak gerektiğini düşünüyorum. Başarılarda kendi rolünü ön plana çıkarırken, bazı başarısızlıklarda sorumluluğu başkalarına yüklediği hissi oluşabiliyor. Bu nedenle kitabı tamamen tarafsız bir tarih anlatısı olarak değil, olayların önemli bir komutanın gözünden aktarılması olarak okumak daha doğru.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir