Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi
Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi

Kitapyurdu Fiyatı: 408,32TL

Ürüne Git
377Yorum
Dokuz Sekizlik roman
Ayfer Tunç’un okuduğum bu ikinci kitabını 2009 yılında ilk çıktığı aylarda alıp, isimlerin kalabalıklığı ve sayfaların adeta sonsuza uzanması nedeniyle ürkmüş, dev eseri bırakmıştım. Yazar gerçekten altından kalkmanın çok zor olduğu bir yöntemle adeta bir Türkiye romanı yazmış. Hayali bir Karadeniz şehrinde bir ruh hastalıkları hastanesinde yatan hastalar, hastanenin doktorları ve diğer hastane çalışanlarının zaman ve mekân olarak tee uzaklara gidip gidip gene hastaneye dönen hikâyeleriyle şahikalar mertebesinde bir roman ortaya çıkmış. Birçok yazarın böyle bir kitap yazdıktan sonra “Daha ne anlatayım?” diyerek roman nadasına girebileceğini düşündüm. Bir 14 Şubat sabahı başlayıp yılları ve yolları dolanıp, aynı güne birkaç kere daha uğrayıp gene aynı Sevgililer Günü ustaca bir finalle nihayete eriyor. Ayfer Tunç’un yapıtı beyaz bir kâğıdın üzerine rastgele yüzlerce nokta koyup onları bir çocuk rahatlığıyla daireler çizerek birleştirmeye, her noktanın üzerinden en az iki üç kere geçmeye ve sonunda kâğıdı kaldırıp baktığınızda birbiriyle iç içe geçmiş onlarca edebi daireden oluşan biraz komik, biraz melankolik karakalem resimle karşılaşmaya benziyor. Her ne kadar, mesela dört yüz sayfa olsaydı da değerinden bir şey kaybetmeyecek bu büyük hikâyedeki hiçbir karakter boşlukta sallanmıyor. Romanın adı çok güzel ama ona bir alternatif aramaya kalkacak olsaydık “Boynuz” dememiz yerinde olurdu. Neredeyse her karakter birilerini boynuzluyor, neredeyse her karakter biraz kötücül biraz saf, neredeyse her karakter bir bakıma deli. Evli olanların evliliğinin sürekli sallandığı, gençlerin, bekârların habire yolunu kaybettiği, boynuzların mütemadiyen tokuştuğu, bir Woody Allen senaryosunun yirmi kat büyütülmüşü gibi. 14 Şubat’ta başlayıp aynı gün bitmesi de bir mesaj elbette. Ağırlık libido mevzuları olsa da kafa sağlığı ve tee çocukluktan gelen travmaların hayatları şekillendirdiği acı bir karnaval. Kara komedi, ekşi panayır, kösnül belgesel. Bir erkek çorabı jartiyeri, bir ikona, bir Sadık Hidayet eseri, bir fotoğraf, bir makale, bir powerpoint sunumu, yazılamayan bir tarih, esrarlı bir kek tekrar tekrar başka zihinlerde devinerek bu romanın örgüsündeki sağlam tokalar oluyor. Yazar, kadına ve erkeğe eşit yaklaşıyor, bu takdire şayan. Her ne kadar son yüz sayfasında bazı kısımları atlayarak okusam da, finalden hemen önce hikâyenin sarkması emareleri görsem de toparlayan ve edebi olarak şık finaliyle tam dokuz sekizlik bir roman. Bu bir tiyatro eseri olsaydı, alkışlarken ayağa kalkardım.
Ay ışığında 15 Ağustos 2023
Siz de en az romanın kendisi kadar iyi,onu merak ettirecek kadar mükemmel, on numara bir yorum yapmışsınız.
Unutulmayacak Bir Roman
Uzun ve enteresan ismiyle, ziyadesiyle merak uyandıran bu 515 sayfalık muhteşem romanı bir çırpıda okudum, tadı damağımda kaldı. Ayfer Tunç; seyrine doyum olmayan bir dünyaya davet ettiği okurundan, film gibi akan güzel bir manzarayı asla esirgemiyor. Fakat kitabın merkezinde yer alan, denize sırtı dönük hafif kasvetli mekanımız Ruh Sağlığı Hastanesi için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Olaylar; dönüp dolaşıp yine bu hastaneye, her şeyin başladığı bu ana mekana geliyor. Burada başlayıp Türkiye’nin çok sayıda şehrine uzanan sayısız yolculuğu okuyacak olmanın başlarda (bunca kişiyi nasıl hatırlayacağım, olayları nasıl yakalayacağım kaygısıyla) biraz tedirginlik verdiğini itiraf etmeliyim. Çünkü kitabın derinlikli karakterleri sayı bakımından da alışılmışın dışında bir zenginliğe sahip. Emek yoğun kurgusu ve hiç aksamayan ritmi sayesinde, baştan sona değin hissedilen kelebek etkisi dokunuşlara sahip bu zekice ve özenle tasarlanmış evrene girdikten sonra, her şey kendi akışında ilerliyor. Romanda adı ilk defa geçen her karakter, kalın yazı tipiyle vurgulanarak dikkatleri üzerine çekiyor. Bir karakterin hikayesi bitmeden bir diğerininki başlıyor ve olaylar tıpkı domino taşları gibi birbiri üstüne devrilerek ilerliyor. Muazzam bir temposu var, öyle sürükleyici ki bırakmak mümkün olmuyor. Karakterlerimizin neredeyse tamamı hayatın sillesinden bolca nasipleniyor. Trajikomik, şaşırtıcı, sahici, lafını sakınmayan bu kitap bağlantılı olayları ve kişileriyle okurunu kıymetli kurgusunun inceliklerine doyuruyor. Ayfer Tunç; insanı, psikolojiyi, yaşadığımız coğrafyanın kültürünü, tarihini ve politikasını ne kadar iyi tanıdığını, özümsediğini bu özgün yapıtıyla bir kez daha ortaya koyuyor. Beklentilerimi fazlasıyla karşılayan ve iyi ki okumuşum dediğim bu kitabın son sayfalarında bir de kendine özgü bir sözlüğü var. “Yüzyıllık Yalnızlık”, “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” gibi çok karakterli ve geniş bir zamana yayılan romanları okuyup beğendiyseniz; “Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi” de epey hoşunuza gidecektir diye düşünüyorum.
Ayfer Tunç’un Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi başta zorlayıcı görünüyor; karakter çokluğu ve sürekli eklenen hikâyeler insanı ürkütüyor. Ama elli sayfadan sonra kurguya kapılıyorsunuz. Deliler evi sadece bir akıl hastanesi değil; toplumsal, tarihsel, kişisel meselelerin kesiştiği bir merkez. Mühendisinden hastasına, esnafından bürokratına kadar herkesin sesi var. Bir yerde hademenin hikâyesindeyken biraz sonra başhekimin zihnine geçiyoruz. Bu çok seslilik devasa bir Türkiye panoraması oluşturuyor. Tunç’un dili mizah ve trajediyi harmanlıyor; gülerken hemen ardından hüzünlü bir detay sizi yakalıyor. Delilik ile akıllılık arasındaki sınır bulanıklaşıyor, çoğu zaman deliler daha mantıklı görünüyor. Roman boyunca ayrı hikâyeler “Kara Çarşamba”da birleşiyor, büyük bir düğüm çözülüyor. Bu ustalıkla kurulan bütünlük, romanı sadece bir hastane değil, bir ülkenin hikâyesi haline getiriyor. Sabırlı okurlar için eşsiz bir deneyim.
Ayfer Tunç ile beni tanıştıran ilk okuduğum kitabıdır. Türk romanında yeni bir soluk ve tarz olarak karşımıza çıkıyor. 300’e yakın karakterin birbiriyle dünya küçüktür dedirten ilişkilerini absürd bir şekilde okuyoruz. Roman dili öylesine girintili ki sanki yazarımız hiç mola vermeden kitabı yazmış. Böyle dedim diye gözünüz korkmasın, Ayfer Tunç öyle sağlam oturtuyor ki karakterleri kaldığınız yerden devam ettiğinizde unutmuyorsunuz. Dili de üslubu da sıcacık ve bence absürd biraz( olumlu manada). Çünkü böylece unutmamış oluyorsunuz ve okurken eğleniyorsunuz. Okurken şunu da hissetmiştim sanki yazar benim ninem, karlı bir havada sıcacık bir odada beni karşısına oturtmuş almış eline örgüsünü gençliğinin olaylarını anlatmış. Şunu da belirtmek isterim, yer yer minicik incecik eleştiriler de mevcuttu ancak boğucu olacak şekilde değildi.
Camdan bir romanın yere düşüp yüzlerce başka romana dönüşmesi. Ayfer Tunç bizi bir hikayeden başka bir hikayeye asıl hikayeden kopmadan götürebilecek kadar usta bir yazar. Türkiye'nin tüm çıplaklığıyla bu kadar güzel anlatıldığı başka bir eser hatırlamıyorum. Anlatılan tüm karakterler sanki yan komşumuz, köylümüz veya akrabamız. Bir yolun sonsuz çatallarla başka yollara bölünmesi ve sonra tekrar birleşmesi gibi.. Hem dönemin harika bir gözlemi hem de toplumun müthiş bir eleştirisi capcanlı duruyor önümüzde. Zaman kaybetmeden alın okuyun derim.
Kitap Karadeniz’e sırtını çeviren bir hastanenin yapımından beri hastaneye konu olan kişilerin fi tarihine kadar konu alan hikayelerini anlatıyor. Kitap adından da anlaşıldığı üzer kendine has bir yapıda okuyucuya ulaşıyor.
Ayfer Tunç'un zekasına hayran kaldığım eseri
bir roman okuyorsunuz ama size bir kaç roman okumuş hissi veriyor
O kadar çok isim, o kadar insan ve olay var ki... Ve o kadar insan birbirine öyle kusursuz bir kurguyla bağlanıyor ki... Hayranlığımı kelimelerle anlatamam. Her karakterin hikayesinden bir roman çıkacak kadar zengin.
Dili çok güzel. Fakat sakın ola uzun bir zamana yaymayın okurken. Zira o kadar çok karakter var ki. Kaybolur gider ne okuduğunuzu anlayamazsınız.
bence yazarin en guzel kitabi
yazar nasıl yazmış karakterleri nasıl bağlamış diyorsun farklı bir yazım şekli ama içerik olarak dedikodu dibler gibi ven sevmedm
Edebiyatimizim onemli isimlerinden Ayfer Tunc karnavaleks romanin bir ornegini bizimle bulusturmus.O kadar kalabalik bir orgu olmasina ragmen okuyucuyu saran bir roman.Bir Turkiye fotografi cekilmis aslinda.Harika bir kurgu
Çok iyi bi kitaptı gene Ayfer tunç kalemi harika bi eser çıkarmış ortaya
Yazarın en iyi romanı…Türk edebiyatında benzersiz bir deneme…bir kitap kurdu değilseniz paranıza yazık….bir kitap kurduysanız ve bu eseri hala okumadıysanız size yazık!
Bir kitabı tekrar okumak isterseniz hangisi diye sorulsa " Kesinlikle bu kitap" derdim. Türk edebiyatına damgasını vuran mükemmel bir eser...
Eşi benzeri olmayan bir roman...
seveni de çok ama galiba sevemeyeni de çok. ben okurken çok koptum hatta tamamlayamadım. olay örgüsü bağlantılar çok iyi olabilir ama okurken bu kadar yorulmaya gerek var mı bilemedim. 4 yıldır bekliyor bitirmemi kendileri
Kalın bir kitap ama nasıl bitiyor anlamıyorsunuz.Sonu çok şaşırtıcıydı.Hoşuma gitti
Karma (ilahi adalet) artık her ne ise inanılmaz seri işlediği için elimden bırakamadığım 250 karakterli bi roman