5Yorum
Psikanalizin Kara Kitabı’nı okurken sadece psikanalizi değil, psikanalize bakışımı da yeniden gözden geçirdim. Özellikle Freud’un kuramlarının ortaya çıktığı dönemin toplumsal ve kültürel koşullarını tartışması, psikanalizin tarihsel gelişimini eleştirel bir gözle takip etmesi ve kuramın tartışmalı yönlerini somut örnekler üzerinden göstermesi benim için kitabın en güçlü taraflarıydı. Beni en çok etkileyen nokta, psikanalizin yalnızca başarılı olduğu alanlara odaklanılmamasıydı. Cinsellik, kadınlık, otorite, güç ilişkileri, tedavi anlayışı ve psikanalitik kurumların oluşumu gibi başlıklarda rahatsız edici sorular ortaya koyuyor. Bazı eleştirileri okurken katıldığım noktalar olduğu kadar itiraz ettiğim yerler de oldu. Fakat bu, kitabı benim için daha değerli hale getirdi. Kitabın en önemli katkısı, psikanalizi dokunulmaz bir teori olmaktan çıkarıp eleştirilebilir, tartışılabilir ve yeniden düşünülebilir bir alan olarak göstermesi.
Bu kitabın adı künyede yanlış yazılmış. Soyadı Mayer değil, kitabın kapağında da belirtildiği gibi Meyer olmalı. Catherine Mayer başka bir yazar.
Pskanaliz üzerine okuma yaparken mutlaka yardımcı olacaktır.
Bertrand Russel’ın 'insanların asıl aradığı şey bilgi değil, kesinliktir' sözüyle başlıyor. Belki de psikanalizin bilimsel olarak eleştirilmesine rağmen; sanat, felsefe ve psikoterapide hâlâ popüler olması, insanlara 'kesinlik' sunmasından. Ara ara sizlere 'alıntı' olarak bu muhteşem kitaptan sözler paylaşacağım. Okumak isteyenlere kesinlikle tavsiye ederim. Psikanalizin Kara Kitabı
Psikanaliz dünyasındaki olumlu ve olumsuz gelişmeleri tarihi bir perspektiften anlatan bir eser...