Mumlar Sonuna Kadar Yanar
Mumlar Sonuna Kadar Yanar

Kitapyurdu Fiyatı: 105,34TL

116Yorum
Mumlar Sonuna Kadar Yanar
Tıpkı Buda’da Bir Boşanma gibi bu kitap da bir uzun monolog aslında. Sene 1940. General Henrik’in, 41 yıldır görüşmediği en yakın arkadaşı Konrad ile yıllar sonra karşılaşması ve bir uzun gece boyunca konuşması... Farklı sınıflardan gelen bu ikili arasında (evet, elbette yine sınıf, çünkü Marai...) bir büyük sır var ve fakat General akla ilk gelecek soruları değil, bambaşka şeyleri soruyor. Konrad neredeyse hiç konuşmuyor; Henrik’in, cevapları içinde gizli olan olağanüstü sorularıyla gerçeği öğreniyoruz - yahut seziyoruz demeli belki. Bazı şeylerin kelimelerle anlatılamayacağını, kimi cevapların salt sessizlikte gizli olduğunu anlıyor insan okudukça. Öyle incelikli örülmüş, öyle iyi yazılmış ki metin... Anıların ve acıların demlendikçe nasıl biçim değiştirebildiğini, arkadaşlığın içinde ne tür zehirler barındırabileceğini, korkaklıkla kibirin nasıl birbirine yakınsayabileceğini öğrendim bu kitaptan. Bir alıntıyla bitireyim, baskısı olmayan kitaba daha fazla özendirerek ayıp etmek istemem. 2024’ün Türk-Macar Kültür Yılı olmasından ötürü acaba bu kitabın yeni baskısını görebileceğimize dair bir umut besleyebilir miyiz acaba ya? Keşke olsa. “O bana her şeyi anlatırdı. Karşısındakine her şeyi söylemeyi bu kadar şiddetle isteyen birinin aslında hayati önem taşıyan ciddi bir şeyden bahsetmek zorunda kalmamak için böylesine dürüst olduğunu hiç düşünmemiştim.” Çok büyük yazarsın Marai, çok.
Sandor Marai'nin ülkemizde yayımlanan son romanı olan Mumlar Sonuna Kadar Yanar, dostluk ve ilişkiler üzerine oldukça çarpıcı bir roman. Kabul etmek gerekir ki Marai kullandığı kelimeler ve cümleler ile insan duygularını derinlemesine tahlil eden ve bunu yaparken de okuyucuya farklı duyguları bir arada yaşatan bir yazar. Konumuza gelecek olursak Henrik ve Konrad askeri okulda tanışmış ve tanıştıktan sonra da neredeyse hiç ayrılmamış olan iki arkadaştır. Henrik zengin bir aileye sahipken Konrad ise Henrik'in ailesine göre oldukça fakir bir aileye sahiptir. İşte bu sınıfsal farklılık onlar ilk başlarda fark etmeseler de ömürleri boyunca peşlerinden gelecektir. Kıskançlık, ihanet, insanların arzuları uğruna yaptıkları ve yapabilecekleri şeyleri oldukça etkileyici bir şekilde anlatıyor yazar. Okurken çok keyif aldığım ve benim için oldukça verimli bir okuma oldu, kesinlikle tavsiyedir.
Dostluk, sadakat, ihanet ve aşk temaları son derece incelikli bir şekilde işlenmiş. Her cümle, her kelime okurun zihninde iz bırakacak şekilde kurgulanmış. Yazar, insan ruhunun en derin ve en kırılgan yönlerine dokunmayı başarmış. Kitabin ilk yarısı sıkıcı geçse de son yarısı beni oldukça etkiledi. Krisztina’ya mı üzülsem, generale mi yoksa eski dostuna mı bilemedim. Her karakterin kendine göre haklı nedenleri vardı elbette. Bir insan intikam için kırk bir yıl bekler mi diye düşündüm. Generalin yaşadıklarını okuyunca sabrına hayran kaldım. Kolay kolay baş edilemeyecek şeyler yaşamış olmasına rağmen, yine de olgunluğunu koruyabilmişti. Hızlı okunan kitaplardan değil. Oldukça felsefi ve psikolojik bir derinliğe sahip. Bu yüzden düşünerek, sindirerek okunmalı. Yer yer yoğun ve yorucu bir anlatımı sahip olduğu için de okuyun diyemiyorum. Ama ben okuduğuma asla pişman değilim.
Yılların ağırlığıyla yüzleşen iki eski dostun karşılaşmasında sessizce yanıp tükenen bir vicdan muhasebesi. Sadakat, aşk ve ihanet arasındaki o ince çizgiyi ustalıkla işliyor ve bunu yaparken de insan ruhunun derinliklerine ağır bir sessizlikle dokunuyor. Derin, yaşlı bir bilgelikle. Zamanın geçişine ve insanın kendine verdiği hükme dair bir yankı. Diyaloglar sade ama oldukça sarsıcı. Durup düşünüyor insan bir süre, “Bazen söylenmeyenler, söylenenlerden daha gürültülüdür”. Sade, yorum katmadan herkes için özetlemeye çalışıyor hayatı ve yaşadıklarını. Aslında bu romanda; Judit İşin Aslı ve Sonrası’nın ayak sesleri gümbür gümdür gelmiş. İnsana dair her şeyin geç kalınmış bir yüzleşme olduğunu hatırlatıyor ve çoğu zaman sizin duyamadan gittiğiniz sessiz bir yüzleşme. Çook çok beğendim
Bazen insan sevdiği yiyeceği sona bırakır da daha az sevdiklerini önden bitirir ya benim için bu kitap da öyle bir sıralamadaydı. Kitap çoğunlukla monolog şeklinde ilerliyor. Başkarakter generalin çocukluk arkadaşıyla 41 yıl sonra buluşmasının ardından geçmişe gidip içsel yolculuğuna okuru da davet ediyor. Kitap geçmişte kalan üç karakter etrafında dönüyor; 24 yıllık iki arkadaş ve tam ortalarında kalan bir kadın. Dolu dolu psikolojik öğeleri barındırmasına rağmen, derin bir içsel çatışma kitaba hakim olmasına rağmen, çokça metafor kullanılıp art arda edebi cümleler yığıntısına rağmen okuması bir hayli kolay ve akıcı bir kitap. Bana bir roman öner derseniz sanıyorum ki ilk beşime girecektir. Tema genel olarak aşk, sadakat, hesaplaşma etrafında dönüyor gibi görünse de yarıdan sonra yazarın tam olarak ne yapmak istediğini anlıyorsunuz. 41 yıl sonra arkadaşıyla buluşup ona sormak istediği iki soruyu asla tahmin edemeyeceksiniz! Edebi bir ters köşe ve muhteşem bir içsel yolculuk, serüven.
Bazı kitaplar bittiğinde kapağını kapatıp kenara koyamazsınız; o sizinle yaşamaya, zihninizde yankılanmaya devam eder. Uzun zamandır bu denli sarsıcı, her cümlesi nakış gibi işlenmiş bir metin okumamıştım. ​Roman, iki eski dostun 41 yıl aradan sonra bir akşam yemeğinde bir araya gelmesini anlatıyor gibi görünse de; aslında sadakatin, ihanetin, aşkın ve her şeyden önemlisi geçip giden telafisi imkansız zamanın anatomisini çıkarıyor. Bir şatonun loş ışığında, sönen mumların eşliğinde yapılan o devasa monolog ve hesaplaşma, insan ruhunun en karanlık anlarına ışık tutuyor. ​Eğer olay örgüsünden ziyade karakter derinliği, edebi estetik ve felsefi bir yüzleşme arıyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız. General'in o vakur ama yaralı duruşu ve Nini’nin sessiz bilgeliği hafızanıza kazınacak. Kelimelerin gücünü iliklerinize kadar hissedeceğiniz, tadı damakta kalan nadir eserlerden biri. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
Çok merak ederek başlamıştım bu kitaba. Farklı bir tadı var bence.120 sayfa olmasına rağmen beş günde bitirdim çünkü olaylar oldukça yavaş ilerliyor. Betimlemeler ve monologlar yoğun. General Henrik ve çocukluk arkadaşı Konrad’ın yıllar sonra yeniden karşılaşmasını okuyoruz.Birbirlerine çok zıt karakterler. Henrik daha mantıkla hareket eden,varlıklı bir karakterken Konrad sanata, müziğe ve estetiğe daha yakın.Buna rağmen aralarındaki dostluk kardeşlik kadar güçlü. Henrik’in vefat etmiş eşi de hikâyede önemli bir yere sahip.Bu yüzden sanki üç kişinin hikâyesini okuyormuşum gibiydi.Ölüm, yaşlanmak,geride kalmak ve “Biz neden hayatta kaldık?” sorusu yoğun.Geçmişin insanın peşini bırakmaması ve yıllarca içinde taşıdığı sessizliği dile getirme ihtiyacı da kitabın önemli taraflarından.Özellikle Konrad’ın konuşmasını çok bekledim.Henrik bütün kitap boyunca anlatıyor ama Konrad suskun. Yavaş ilerleyen ama insanın hayata, geçmişine ve seçimlerine dair düşündüren, farklı bir kitap.
Kitap, 41 yıldır birbirini görmeyen iki dostun yeniden bir araya geldiği bir akşam yemeği sahnesi. Sabaha karşı vedalaşana kadar bütün geçmişleri ve araya giren ayrılık sorgulanıyor. Henrik ve Konrad yatılı okulda tanışıp, arkadaş olmuşlar, bütün çocukluk ve gençlikleri bir arada geçmiş. Sonra ne oldu? Niye oldu? Evet öğreneceksiniz. Ama asıl merak edilen, peşine düşülen gerçek bu değil. Kitabı okurken, aynı hikaye bizde olsa kesin kan çıkardı, hesaplaşması böyle olmazdı diye düşündüm. Sonra Henrik'in dediği gibi, asıl sorun bu değil dedim. Hikaye derin bir benlik ve anlam arayışına sevk ediyor. Aksiyonu az, duygulanım ve varoluş sancısı çok.
Kırk bir yıl sonra gerçekleşen bir yüzleşme… Márai, neredeyse tek bir gecede geçen bu romanda dostluk, ihanet ve zamanın insan ruhunda bıraktığı izleri büyük bir incelikle anlatıyor. General Henrik’in eski dostu Konrad’ı şatosuna davet etmesiyle başlayan gece, geçmişin kapanmamış hesaplarını yavaş yavaş ortaya çıkarıyor. Söylenmeyenler, söylenenlerden daha ağır hissediliyor. Romanın gücü olaylardan değil, duyguların sessiz yoğunluğundan geliyor. Márai’nin dili zarif, sakin ve düşünsel. Uzun monologlar aracılığıyla sadakat, tutku, kıskançlık ve insan doğası üzerine derin sorgulamalar yapıyor. Her cümlede geçmişin gölgesi hissediliyor. Mumlar Sonuna Kadar Yanar, zamanın hiçbir şeyi tamamen silemediğini anlatan melankolik bir roman. İnsan gerçekten bir başkasını anlayabilir mi, yoksa yıllar geçtikçe geriye sadece suskunluk mu kalır? Uzun süre zihinde kalan, ağır ama etkileyici bir okuma deneyimi. Kesinlikle okuyunuz efendim...
yazar iki arkadaş hakkında güzel akıcı bi dilde kitap yazmış sevdim merakla okudum
Muazzam bir dil, diğer kitaplarını da mutlaka okuyacağım.
muhteşem bir yüzleşmeyi anlatıyor. Hikaye boyunca Generalin arkadaşının bir açıklama yapmasını düşündüğü gibi olmadığını söylemesini bekledim.... çok çok güzeldi
Dostlukla başlayan ihanetle biten okurken insanı düşündüren bir roman.
bazı yerler çok içime işledi okunu.
Farklı türde yazılmış bir eser, müthiş bir monolog.
Dostluk üzerine yazılmış güzel bir eser
Çok iç monolog gibi ve bir yerden sonra baydı az sayfa olmasına rağmen zorlandım
kitap başlarda ve ortada zor ilerledi hatta kitap zor bitecek dedim. hatta olay da kim ne pek oturmadı bende ama sonlara doğru herşey tam oturdu merakım bitti daha zevklendi kitap
Eski bir dost hesaplaşmasını, yüzleşmesini konu alan güzel bir kitaptı. Çok beğendim.
Sorgulatan bur kitap dostluk arkadaşlık üzerine