Benim için kitabın en güçlü tarafı “zulmün insanlarda nasıl öfke biriktirdiğini ama o öfkenin de intikama dönüştüğünde nasıl yeni bir zulüm yaratabildiğini” gösteriyor. Yani aristokrasinin acımasızlığını eleştirirken devrimci şiddeti de romantikleştirmiyor. Bir de romanın ilk iki bölümünün ağır gelmesini sıkıcı fakat çok anlaşılır buluyorum. Dickens karakterleri ve atmosferi uzun uzun kuruyor. Fakat özellikle üçüncü bölümde o birikimin karşılığını almaya başlıyorsunuz. Özellikle fedakârlık, adalet, intikam ve insanın değişebilmesi üzerinden finaline doğru ciddi bir duygusal ağırlık kazanıyor. Son olarak kitabı yalnızca “Fransız Devrimi döneminde geçen bir aşk ve fedakârlık hikâyesi” olarak görmüyorum. Sınıf, iktidar, adalet ve intikam üzerine yazılmış; bugün bile şaşırtıcı derecede güncel bir roman olarak görüyorum