Kadınsız Erkekleri okurken bazı öyküler bana beklediğimden daha fazla dokundu. Murakami’nin anlattığı erkekler farklı nedenlerle yalnız kalıyor ama hepsinin içinde benzer bir boşluk hissi var. En çok da birini kaybettikten sonra yalnız o kişiyi değil, onunla kurduğumuz ihtimalleri de kaybettiğimizi düşündüm. Her öykü bende aynı etkiyi bırakmadı. Bazıları hemen içine çekti, bazılarıysa daha uzakta kaldı. Yine de kitabın genelinde o tanıdık Murakami havası hep vardı. Sessizlikler, yarım kalan konuşmalar, söylenemeyen şeyler ve insanın kendi içinde büyüttüğü duygular bana oldukça gerçek geldi. Kitabı bitirdiğimde içimde kalan şey daha çok sessiz bir eksiklik hissiydi. Bazı insanlar hayatımızdan çıktıktan sonra bile bıraktıkları yer kolay kolay dolmuyor. Zaman geçiyor, ayrıntılar silikleşiyor ama bir şarkı, bir cümle ya da küçük bir anı her şeyi yeniden hatırlatabiliyor. Bu kitap bana en çok bunu düşündürdü.