Suç ve Ceza, hayatımın farklı dönemlerinde her okuduğumda beni başka bir yerimden vuran, edebiyatın sınırlarını aşmış çok özel bir roman. ​Sıradan bir cinayet hikayesi gibi başlayıp, Raskolnikov'un o küçücük, basık odasında adım adım devasa bir zihin hapishanesine dönüşüyor. Benim için bu kitabı unutulmaz kılan şey, baltanın iniş anı değil; o andan sonra başlayan o çıldırtıcı vicdan azabı, yalnızlık ve insanın kendi yarattığı hapishaneden kaçamayışı oldu. Sayfaları çevirirken kendinizi sadece bir okuyucu gibi değil, Raskolnikov'un suç ortağı gibi hissediyor, onunla birlikte terliyor ve o karanlık vicdan muhasebesinin içinde boğuluyorsunuz. ​İnsan ruhunun en karanlık, en gururlu ama bir o kadar da çaresiz köşelerini bu kadar çıplak bir şekilde yüzümüze vuran başka bir eser az bulunur. Bir suçun cezasının mahkeme salonlarında değil, insanın kendi iç dünyasında kesildiğini hissettiren, bittiğinde uzun süre etkisinden çıkamadığım sarsıcı bir deneyim.