Kapadokya'nın bir köyünde, imkansızlıklara boyun eğmeyip kitapları eşeklerin sırtında köylünün ayağına taşıyan Mustafa Güzelgöz’ün o katıksız azmi beni inanılmaz etkiledi. Bir insanın idealizmi uğruna neleri göze alabileceğini, bilginin ve okumanın bir toplumun kaderini nasıl değiştirebileceğini o kadar içten anlatıyor ki... Ama bir yandan da iyiliğin ve başarının bu topraklarda bazen nasıl engellerle, bürokrasiyle ve çekememezlikle cezalandırıldığını görmek insanın boğazında bir düğüm bırakıyor. ​Fakir Baykurt'un o sade, buram buram Anadolu kokan samimi dili sayesinde kendimi doğrudan o köylerde, o eşeğin heybesinden çıkan kitapların heyecanını yaşayan çocukların yanında hissettim. İdealizmin, emeğin ve cehalete karşı açılmış o sessiz savaşın en güzel, en dokunaklı anıtlarından biri.