​Edirne’nin sakin sokaklarından Antakya ve Kudüs’e uzanan, sırlarla örülü soluk soluğa bir yolculuktu Kırık Mühür. Hikayenin merkezinde, yetimhanede büyüyen ve sıradan bir hayat sürdüğünü zanneden Harun var. Ancak ansızın bastıran kabuslar, peşindeki karanlık bir tarikat ve zihnini kurcalayan sorularla birlikte hayatı bir anda altüst oluyor. ​​Kimin av, kimin avcı olduğunu kestirmenin zorlaştığı bu zihin oyununda, kadim kehanetlerin gölgesinde geçen olaylar beni tamamen içine çekti ve merak duygumu sürekli canlı tuttu. ​Finali ise tam anlamıyla bir kapı aralıyor. Hikâyenin bittiğini düşünürken aslında çok daha büyük bir hikâyenin başlangıcına gelmişiz hissi veriyor. Açıkçası son cümleden sonra “Devamı gelecek mi?”diye merak ettim. ​Kadim kehanetleri, sırları ve gerilim barındıran kurguları sevenler için şans verilmesi gereken sürükleyici bir roman.