Rabelais’i okumak benim için sınırları zorlama ve kendime meydan okuma süreciydi. Eğitim, din, iktidar ve özgürlük gibi temaların ölçüsüz bir mizahla işlenmesi başta gözümü korkutsa da süreçten ve kendi seviyemden memnun kaldım. Gargantua ve ailesinin oburluğu ve bedensel düşkünlükleri başta okura "Bunlar nasıl insanlar?" dedirtiyor. Ancak savaş başladığında düşmanlarına intikamla değil; bağışlayıcı, cömert ve insan odaklı yaklaşımları etkileyici. Savaşın ardından kurdukları alternatif manastır düzeni ise Rabelais’in geleneksel kuruma eleştirisi. Buraya iradesi kırılmış kişiler değil; eğitimli ve özgür bireyler alınıyor. Rabelais’in varsayımı şu: İnsan özgür bırakılıp iyi eğitildiğinde kendi iradesiyle iyiyi seçer. Bu fikir tartışmaya açık olsa da dönemi için oldukça radikal bir hümanizm örneği. Rabelais'in bitmek bilmeyen devasa sofra ve tüketim betimlemelerini okurken, umarım o sınırsız alışveriş ve tüketim çılgınlığı size de çok cazip gelmemiştir:)