Bazı kitaplar yalnızca bir hikâye anlatmaz; aynı zamanda bir dönemin acısını, insanların yüreğinde açılan yaraları ve unutulmaması gereken hatıraları da taşır. Okurken bir romanın sayfaları arasında dolaştığımı hissetsem de satırların altında gerçek hayatın bıraktığı izleri görmek mümkündü. Kitabın merkezinde yer alan Cevdet karakteri beni en çok etkileyen unsurlardan biri oldu. Onun yaşadığı kırılmaları, hayata tutunma çabasını ve zamanla delilik olarak görülen ruh hâlini okurken sık sık durup düşündüm. Çünkü yazar deliliği sadece bir akıl kaybı olarak anlatmıyor; bazen insanın yaşadığı acılara karşı geliştirdiği bir savunma mekanizması, bazen de hayatta kalabilmenin son yolu olarak karşımıza çıkarıyor. Cevdet’in hikâyesi bu yönüyle oldukça dokunaklıydı. Onun yaşadıkları karşısında "aynı durumda ben olsaydım ne yapardım?" sorusunu kendime sormadan edemedim.