Büyük olaylar ya da çarpıcı sürprizler peşinde olmayan, hayatın küçük anlarından beslenen sıcacık bir roman. İlk başlarda “Acaba nereye bağlanacak?” diye düşündüm çünkü hikâye oldukça sakin ilerliyor. Ama sayfalar ilerledikçe bu dinginliğin kitabın en güçlü yanı olduğunu fark ettim. Eskici dükkânına girip çıkan insanlar, satılan eşyalar ve onların taşıdığı geçmişler bana sık sık durup düşünme fırsatı verdi. Her eşyanın bir hikâyesi, her karakterin de görünenden çok daha fazlası vardı. Özellikle Hitomi’nin gözünden insanların kusurlarını, yalnızlıklarını ve küçük mutluluklarını izlemek hoşuma gitti. Bay Nakano’nun rahat tavırları, Masayo’nun gizemli dünyası ve Takeo ile Hitomi arasındaki o çekingen, yavaş ilerleyen ilişki kitabın en sevdiğim taraflarından biri oldu. Büyük romantik jestler yerine küçük bakışlar, kısa konuşmalar ve söylenemeyen duygular ön plandaydı.