Alex Schulman’ın okuduğum kitapları arasında en sevdiğim kesinlikle 17 Haziran oldu. Yazarın diğer romanlarında sıkça karşılaştığımız zaman geçişlerinin ve katmanlı kurgunun burada olmaması, anlatıyı çok daha yalın ve akıcı kılıyor. Ancak bence asıl başarı da tam burada: Daha sade bir anlatımla çok daha yoğun bir duygusal etki yaratmayı başarmış. Bazen bir hikâyenin okura geçmesi için karmaşık bir kurguya değil, doğru ayrıntılara ve sahici duygulara ihtiyaç var. Schulman, geçmişin yükünü ve insan ilişkilerindeki kırılganlığı bu kez çok daha doğrudan hissettiriyor. Belki biçim olarak daha kolay bir kitap ama duygusal derinlik açısından benim için yazarın en güçlü romanı. Bazı kitaplar okuru şaşırtarak değil, tam kalbine dokunarak unutulmaz oluyor.