Bu kitabı okuduğum dönemde kendi hayatımdan parçalar bulmuş ya da bulduğumu hissetmiş olabilirim. Karakteri fazlasıyla içselleştirdim. Natalia Ginzburg’un sakin ve yalın anlatımı beni kendine çekti. Özellikle karakterin kocasını vurduktan sonra parka çıkıp bir bankta oturduğu sahne beni çok etkiledi. Bir insanı, üstelik kendi kocasını öldürmek gibi korkunç bir olayın, karakterin zihninde sanki ekmek alıp masaya koymak kadar sıradanlaşması… O an ben de parkın önünden geçen biri gibiydim. Yaşananları dışarıdan izlerken olay bana da tuhaf biçimde olağan gelmeye başladı. Sanki herkesin başına gelebilecek, hayatın akışı içinde yaşanıp geçecek bir şeydi. Bence Ginzburg’un başarısı tam da burada: Okuru yalnızca karakteri anlamaya değil, onun gerçekliğinin içine girmeye de ikna ediyor. Kitabı bitirdiğimde yazarın anlatmak istediğini ne kadar ustalıkla işlediğini düşündüm. Benim için kesinlikle unutulmayacak bir okuma oldu.