Sakar, Alexandre Seurat’nın okuru sessizliğin ve görmezden gelmenin ağırlığıyla yüzleştiren, sarsıcı bir romanı. Diana’nın hikâyesi, sekiz yaşındaki bir çocuğun yaşadıklarını çevresindeki insanların tanıklıkları üzerinden anlatıyor, herkes bir şeyler fark ediyor ama kimse onu korumaya yetemiyor. Romanın en çarpıcı yanı, anlatımındaki yalınlık. Seurat, duyguları zorla okura kabul ettirmiyor, yaşananları süslemiyor. Tam da bu mesafeli dil, hikâyenin ağırlığını daha derinden hissettiriyor. Diana’nın sesi çoğu zaman başkalarının sözlerinin arasında kaybolurken, okur onun nasıl görünmez kılındığını adım adım fark ediyor. Bu kitap yalnızca bir çocuğun dramını değil, suskunluğun, ihmalkârlığın ve sorumluluğu başkasına bırakmanın sonuçlarını da anlatıyor. Sayfalar bittiğinde geriye kolayca unutulmayacak bir soru kalıyor: Bir şeylerin yanlış gittiğini gördüğümüzde, gerçekten ne yapıyoruz? Bazen bir insanı koruyamamak, onu hiç görmemekle başlıyor. Okuyunuz efendim.