Cioran'ın yaşama karşı kötümserliği ve isyanı bütünüyle haksız olmasa da o, şikayet ettiği sorunları çözme derdi taşımaz. Sartre ve Camus gibi onun da fikirleri insanın manevi ihtiyacından doğar. Cioran'ın en ilginç ve çelişkili yanı, inanmadığı bir Tanrı'yla kavga etmesi ve "hiç"e karşı başkaldırmasıdır. Kendi deyimiyle "inkârın cazibesi"ne kapılarak, varlığını reddettiği bir yaratıcıyı suçlama tutarsızlığına düşer. Başka bir hayatın varlığını reddedip insanın yalnızca bu dünyaya ait olduğunu savunmasına rağmen, eserlerindeki bitmek bilmeyen varlık sancısı büyük bir çelişkidir. Oysa bu sancının asıl sebebi, insanın bu dünyaya denk olmaması ve aşkın doğasıdır. Cioran, daha yüce bir âlemin varlığını içten içe hissetmesine rağmen inkârı seçmiş ve hapis hissettiği dünyanın penceresini hiç açmayıp sadece içerideki eşyalardan şikayet etmeyi tercih etmiştir. Bu yüzden yazarın pesimizmi ve isyanı havada kalmaktadır.