Mahir Ünsal Eriş, Sarıyaz’da aynı kasabanın insanlarını aynı sarı gökyüzünün ve aynı depremin altında buluşturuyor. Sekiz öykü, sekiz ayrı hayat. Birbirine değip geçen insanlar, yarım kalmış hevesler, içe atılan sözler ve kimsenin tam olarak göremediği kırılmalar.. İnsanların hayatlarını uzaktan izlediğimizde ne kadar az şey biliyoruz onlar hakkında. Birinin sıradan günü, bir başkasının içinden çıkamadığı bir hikâye olabiliyor. Eriş, sokağın dilini, insanın zaaflarını ve hayatın gerçek tarafını olduğu gibi anlatmış. Öyküler ilerledikçe anlıyoruz ki deprem, yalnızca toprağın altüst olması değil. Bazen bir evin içinde, bazen bir ilişkinin ortasında, bazen de insanın kendi içinde çoktan başlamış bir sarsıntı var. Herkes kendi derdini taşıyor, kimse kimsenin yükünü bilmiyor bile. Belki de hayat dediğimiz şey, aynı sokaklarda yürüyüp birbirimizin hikâyelerine ne kadar az dokunabildiğimizden ibaret. Birbirimizin hayatına bu kadar yakın, birbirimizin acısına bu kadar uzağız.