Bazı kitapları okurken hikâyenin peşinden gideriz, bazılarında ise doğrudan dilin kendisiyle karşılaşırız. Hulki Aktunç’un Böcükname’si benim için ikinci grupta yer alan, okuma alışkanlıklarımı sorgulatan eserlerden biri oldu. Yazarın kelimelerle kurduğu ilişki, Türkçenin ne kadar zengin ve şaşırtıcı bir ifade alanına sahip olduğunu gösteriyor. Sözcüklerin anlamları kadar sesleri ve çağrışımları da önem kazanırken dil, alışılmış bir anlatım aracının ötesine geçerek başlı başına bir keşif alanına dönüşüyor. Kitabın en sevdiğim yanı, edebiyatın kalıplara bağlı kalmak zorunda olmadığını hatırlatması. Aktunç’un dili araştıran, sınırlarını zorlayan ve yeni imkânlarını ortaya çıkaran yaklaşımı, okuma deneyimini farklılaştırıyor. Bu nedenle Böcükname, hızla tüketilecek bir kitaptan çok, üzerinde düşünmeye ve zaman zaman yeniden okumaya değer bir eser. Benim için asıl kıymeti, yalnızca özgün bir edebî deneyim sunmasında değil, Türkçeye ve edebiyata bakışımı da genişletmesinde yatıyor.