Bir filozofu okumak, yalnızca onun ne düşündüğünü öğrenmek midir? Yoksa bazı düşünceler, yıllar sonra hayatımızın içinde yeniden karşımıza çıkıp kendimizi anlamanın araçlarına mı dönüşür? Alper Hasanoğlu, Benim Filozoflarım’da bir felsefe tarihi anlatmak yerine kendi düşünsel ve mesleki hayatında iz bırakmış isimlere dönüyor. Homeros’tan Sokrates ve Platon’a, Descartes’tan Schopenhauer ve Nietzsche’ye, Kierkegaard’dan Kafka, Heidegger, Jaspers, Sartre ve Camus’ye, son olarak da Kuçuradi’ye uzanan bu portrelerde, bir psikiyatr ve psikoterapistin deneyimiyle felsefi düşünceler yeniden okunuyor. Benlik, özgürlük, ölüm ve acı gibi meseleler, soyut kavramlarla sınırlı kalmadan insanın yaşantısıyla buluşuyor. Hasanoğlu düşünürlerini idealize etmiyor; düşünceleri kadar çelişkilerini ve sınırlarını da görünür kılıyor. Bütün bu karşılaşmaların altında ise daha temel bir soru beliriyor: İnsan kendisini yalnızca kendi içinde mi bulur, yoksa ancak bir başkasıyla kurduğu ilişkide mi?