Bir makama gelmek, o makamın gerektirdiği liyakate sahip olmak anlamına gelir mi? Peki bir toplum, ehliyet ile yetki arasındaki bağı kaybettiğinde ne olur? Fransız düşünür ve eleştirmen Émile Faguet, Liyakatsizlik Kültü’nde modern siyasal düzenin en çetin meselelerinden birini tartışmaya açıyor: Yönetme yetkisi kimin elinde bulunmalı ve bu yetkinin ölçüsü ne olmalıdır? Faguet’ye göre sağlıklı bir toplumsal düzen, görevlerin bilgi, tecrübe ve uzmanlık temelinde dağıtılmasını gerektirir. Bir toplumda iş bölümü belirginleştikçe, her görev kendi alanında ehil kişilere teslim edildikçe kurumsal yapı güç kazanır. Yazar bu ilkeden hareketle temsil, yasama, yürütme ve yargı mekanizmalarını mercek altına alıyor; liyakatin yerini siyasi bağlılığın, kitlesel tutkuların, kişisel çıkarların ve makam ilişkilerinin aldığı durumları keskin bir üslupla sorguluyor. Seçim sandığı bir insana uzmanlık kazandırabilir mi? Dürüstlük, yönetmek için yeterli midir? Yasaları yapanların hukuk bilgisi, yönetenlerin devlet idaresindeki ehliyeti, yargı makamlarının meslekî yetkinliği hangi ölçülerle belirlenmelidir? Faguet, bu soruların peşinden giderek liyakatsizliğin bireysel bir kusur olmaktan çıkıp kurumlara, mesleklere ve siyasal alışkanlıklara nasıl yerleşebildiğini inceliyor. Liyakatsizlik Kültü, makam ile ehliyet, eşitlik ile uzmanlık, halk iradesi ile yönetme sanatı arasındaki gerilimi tartışmaya açan; okuru iktidarın kimde bulunduğundan önce, onu kullanacak kişinin hangi vasıflara sahip olması gerektiği üzerine düşünmeye çağıran çarpıcı bir siyaset klasiği.